fbpx
728x90 piksel ölçülerinde
REKLAMINIZ BURADA YAYINLANSIN İSTER MİSİNİZ?

DOĞA, En Güzel Okuldur.

DOĞA, En Güzel Okuldur.

Alman atasözü der ki, “Kötü hava şartları yoktur, kötü giyim vardır.” “Doğa En Doğal Okul” Bu motto Danimarka’daki bir orman okulunun el ilanından alınmıştır. “Okulun ilk günü pembe elbiseler ile geldiler ve şu an ceplerinde solucanlar ile çıkıyorlar.” diye de anlatıyorlar el ilanlarında. Doğa/Orman Okulları dünyanın dört bir yanında daha duyulmamışken, Danimarka’da anaokullarının %10’dan fazlası ormanlarla

Alman atasözü der ki,

“Kötü hava şartları yoktur, kötü giyim vardır.”

“Doğa En Doğal Okul” Bu motto Danimarka’daki bir orman okulunun el ilanından alınmıştır.

“Okulun ilk günü pembe elbiseler ile geldiler ve şu an ceplerinde solucanlar ile çıkıyorlar.” diye de anlatıyorlar el ilanlarında.

Doğa/Orman Okulları dünyanın dört bir yanında daha duyulmamışken, Danimarka’da anaokullarının %10’dan fazlası ormanlarla ya da doğa ile iç içe bulunmaktaydı. ‘Anaokulunu şehrin dışına taşımak’ tabirini kullanıyorlar ve doğa/orman okullarını erken çocukluk döneminin merkezine almış durumdalar.

ŞİMDİLERDE İSE DÜNYA BU ALTERNATİF ÖĞRENME ORTAMINI KEŞFEDİYOR.

En eski, en verimli, en zengin, en ekonomik, 4 mevsim ve 7-24 açık, herkese yer var, bilinmezliklerle dolu bir serüven mekanı… İnsanı içine çekiyor!

Linda Åkeson McGurk, bir gazeteci ve ‘ebeveynlik anıları’nın yazarıdır: “There’s No Such Thing as Bad Weather: A Scandinavian Mom’s Secrets for Raising Healthy, Resilient, and Confident Kids (from Friluftsliv to Hygge).”

Size aktaracağımız yazının orijinal hali burada: https://www.childrenandnature.org/2017/12/21/lessons-from-sweden-it-takes-a-village-to-raise-an-outdoor-loving-child/

Ayşegül Sarıoğlu’nun Türkçe çevirisi ile sizlere aktarıyoruz:

İsveç’ten Dersler: Açık Havayı Seven Bir Çocuk Yetiştirmek İçin Koca Bir Köy Gerekir!

İlk kızım Indiana’yı on yıl önce kucağıma aldığımda, onun yaşayacağı çocukluğun, benim memleketim İsveç’te yaşadığım çocukluktan çok farklı olacağını hemen anlamıştım.

Kızımı evin civarında dolaştırmaya çıkardığımda, dışarıda çok az başka ebeveyn ya da bakıcı görüyordum. Çocuklarla dolup taşmasını beklediğim oyun parkları tamamen terk edilmiş haldeydiler. Gündüz saatlerinde çocuklar zamanlarının çoğunu ekranlara yapışık vaziyette geçiriyor gibiydiler. Anaokulunda ise sıralarına oturmuş harfleri yazmaya çalışarak ve ilkokula hazır olmaya çalışarak geçiriyordu günleri. İlkokula başlamasıyla, kızımın soğuk aylarda açık havada teneffüse çıkmak için bazen haftalarca beklemesi gerekiyordu.

İskandinavya’da doğanın, çocukluğun önemli bir parçası olduğu ve çocukların hava durumundan bağımsız olarak her gün dışarıda oynamaları gerektiği fikri öylesine kabul görmüştü ki, ben de bunun evrensel bir ebeveynlik inancı olduğunu sanmıştım.

Fakat kızımı Amerika’da yetiştirmeye çalışırken, durumun hiç de böyle olmadığını anladım. Aksine açık havayı seven bir çocuk yetiştirme konusunda kendimi yapayalnız hissettim.

İkinci kızımın dört yaşına gelmesiyle birlikte, iki kızımı da alarak altı aylığına İsveç’e gitmeye karar verdim. Tıpkı benim çocukluğumda olduğu gibi İsveç’teki çocukların da hala açık havada oynayıp oynamadıklarını görmek istiyordum. Zengin bir açık havada oynama kültürünün sadece ebeveynler ve çocuklara birinci derecede bakım verenler tarafından değil, erken çocukluk dönemi eğitmenleri, öğretmenler, sağlık sistemi, politikacılar ve hatta şehir planlamacıları tarafından bile savunulduğunu gördüm. Bu kültürün özünde, “açık havada yaşam” olarak çevirebileceğimiz friluftsliv yatıyor. Bu, günlük hayatta rekabetçi olmayacak bir biçimde doğada yaşama alışkanlığı yaratmak anlamına geliyor.

Peki, İskandinavlar tam olarak neyi farklı yapıyorlar?

  • Kamu sağlığı sisteminde çalışan hemşireler, ebeler ve doktorlar, tüm yeni ebeveynleri bebeklerini her gün temiz havaya çıkarmaları konusunda teşvik ediyorlar. Hatta enfeksiyon risklerini azaltmak için bebeklerin ve küçük çocukların öğle uykularını dışarıda uyumalarını öneriyorlar.
  • Okul öncesi okul müfredatı (1-6 yaş çocukların bulunduğu yuvalarda geçerli olan), öğrenme, sağlıklı büyüme ve gelişim için çok önemli olduğu kabul edildiği için özellikle çocuklara açık havada oyun oynama hakkı veriyor. Müfredatta ayrıca okul öncesinde doğa sevgisini friluftsliv yoluyla aşılamanın önemi vurgulanıyor.
  • Çocukların günün büyük bölümünde doğada oynadıkları ve öğrendikleri orman okulları oldukça yaygın ve geleneksel okullarla aynı yönetmeliklere bağlılar. Geleneksel anaokullarında bile çocuklar genellikle her gün açık havada birkaç saatlerini geçiriyorlar.
  • Çocuklar 7 yaşını doldurana kadar okul zorunlu değil ve ilk birkaç yıl okul sadece beş saat sürüyor ve bunun en az bir saati açık havada teneffüsten oluşuyor.
  • Birçok okulun, şehirdekilerin bile, yıl boyunca açık havada ders yapmak için kullandıkları özel bir “okul ormanları” bulunuyor. Yıl boyunca okullar friluftsliv için birkaç gün ayırıyor ve öğrenciler buralarda günlerini buz pateni kayarak, kros kayağı yaparak, doğa yürüyüşleri ya da oryantiring yaparak geçiriyorlar.
  • Okuldan sonra çocukların, dışarıda oynamaya devam ettikleri -bazen saatlerce-, çalışan ebeveynlere yönelik çocuk bakım hizmeti olan fritids’e katılma seçenekleri bulunuyor.
  • Hem okulda hem evde, öğretmenler ve ebeveynler çocukları, hava nasıl olursa olsun dışarıda oynayacaklarını hesaba katarak giydiriyorlar.
  • Ebeveynler friluftsliv kültürünü evde de destekliyorlar. Bunu yapmak şehirlerde bile oldukça kolay çünkü halka açık doğal alanlar bolca bulunuyor. (Örneğin, Stockholm’ün halka açık yeşil alan oranı yüzde 40 iken, bu oran Los Angeles’te sadece yüzde 6.7. İstanbul’ da ise yüzde 2.2 -Ç.N.)
  • Çocuklara etrafta kendi başlarına dolaşma özgürlüğü aşamalı olarak giderek daha fazla veriliyor. Çoğu çocuk dokuz-on yaşına geldiğinde birçok yere yürüyerek, bisikletle, hatta toplu taşıma kullanarak kendi başına gidebiliyor.

Duyu bütünleme terapisti Angela Hanscom, çocukların normal ve sağlıklı olarak gelişmeleri için günde en az üç saat açık havada oynamalarını öneriyor. Üstelik buna organize sporlar dahil değil. Ne yazık ki, bugün pek çok ülke için geçerli değil. Açıkçası İsveç’e gidene kadar, onca çabama rağmen çocuklarım için de bu durum geçerli değildi. Evet, çocuklara doğa sevgisini aşılamak ve açık havada oyun oynama rutinini oturtmak, evde, ebeveynlerle ve çocuklara birinci derecede bakım verenlerle başlıyor. Ancak, orada bitmemesi gerekiyor.

İsveç’te kaldığımız süre boyunca, çocuklarımı günde üç saat – bazen daha fazla- dışarıda oynatmanın çok yapılabilir bir şey olduğunu fark ettim. Çünkü her gün açık havada oynamanın önemini bilen “bir köy dolusu insanın” desteğini alıyordum. Örneğin çocuk ve doğa hareketinin Kuzey Amerika’da son on yılda büyümesi, bu inancı paylaşan birçok insan olduğunun bir göstergesi. Asıl mesele bunu yaygın hale getirmek ki böylece bütün çocuklar,  nerede yaşadıklarına ve ailelerinin sosyo-ekonomik statülerine bakmadan, çok ihtiyaç duydukları açık havadaki oyunlarına kavuşabilsinler.

Modern çevreci hareketin annesi Rachel Carson şöyle diyor: “Eğer bir çocuk doğuştan gelen merak duygusunu canlı tutacaksa, bunu paylaşabileceği, içinde yaşadığımız dünyanın coşkusunu, heyecanını ve gizemini birlikte yeniden keşfedeceği en az bir yetişkinin yol arkadaşlığına ihtiyaç duyar.” Bu cümledeki belirleyici faktör “en az”. Çocuğun içindeki doğa tutkusunu ateşlemek için bir yetişkin yeterli olabilirken, eğer size yardım eden bir köy varsa amacınıza ulaşmaya çok daha yakınsınız demektir.

Posts Carousel

Leave a Comment

You must be logged in to post a comment.